FAHRIYAR
Gidiş
Kaldırımlar
boyunca yürümekte
Ağaçlar,
İftara çağrılmış
ihtiyarlar gibi art arda,
Yazın ta
sıcağında, çillesinde...
Pabuçlarını eşikte
çıkarıp
Dergâha girmiş bir
kalender misal,
Köklerini
yalınayak bırakarak
Çekip gitmekte...
Yol nereye, demez
kimse
Bahtı kararmış,
yolsuz kalmış ağaçlar,
Çekip gitmekte
Başını alıp...
Parkın demir parmaklıklarından
Aşar gider
atlayarak,
Yük kamyonlarına
atar kendini,
Zabıtadan kaçan
ameleler gibi...
Bir dilencinin
torbası misali
Issız, yapayalnız
kalır park...
***
taht ile taç gelip
geçici,
geçicidir –
ihtişam,
gelip gider
şahlar,
vezirler.
sabit durmaz hayat
da –
yaşam,
kader hepsine bir
son hazırlar.
hakikat darağacına
asılır hatta,
yanan sarayları
kaplar duman,
yalnızca sağ kalır
dalkavukluk –
kalleş,
kırk yıl
kıyametten çıkar sapasağlam.
19.09.2026
sen gittin,
ben seni
koparıp alamadım
Tanrı’dan.
ölüm haktır,
dediler,
boyun eğdim,
gönül kırıldı.
tamir etmedi,
yamamadı hiç kimse.
onun kırık
yerlerinden
sensizlik sızıp
durur...
8.11.2025
***
Dün yanı başında
yürüyen insanlar,
Bugün bir hatıraya
döner usulca.
Duyulmuyor artık
yorgun adımlar,
Dünün ağrıları
diner yavaşça...
Artık hikâye var,
Vakıa yoktur,
Artık muhabbet
yok,
Kalan yası
yalnızca.
Artık eksiklikten bu gönül toktur,
Artık umudun da
kırık hevesi.
Mezara değilse,
Hafızaya göçer
Her ne ki geçici,
Kalmaz yarına.
“Söner Baykara
sarayının mumları”,*
Yalnız devam eder
hayat masalı...
*Gafur Gulam’ın
dizesinden mülhem.
9.09.2026

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder